“Sözlerime son verirken, dört yıl sonra okuluma öğretmen olarak dönmeye söz veriyorum.”

Bu cümle, 18 yaşımdaki bana ait. Lise mezuniyet töreninde, heyecandan titreyen ellerimde mikrofonla okuluma veda ederken söylemiştim. O anki kararlılığımı, inancımı ve içimdeki sevgiyi şimdi hatırlayınca şaşırıyorum; o sözler sanki hiç düşünmeden, kalbimden dökülüvermişti.

Ve gerçekten de döndüm.

Aslında hikâye çok daha önce başlamıştı. Ortaokul birinci sınıfta İngilizce öğretmenime duyduğum hayranlıkla bu mesleği seçmeye karar vermiştim. Ders boyunca onu izlerdim: duruşunu, anlatışını, sınıftaki varlığını… Eve gidince gazlı kalemlerin beyaz kapaklarını çıkarır, onları tebeşir gibi kullanır; bebeklerime, karakaçana ve pembe pantere gardırobumu tahta yaparak İngilizce öğretirdim. Hem de istisnasız her gün.

Lise son sınıfa geldiğimde ise bazen öğretmeni dinlerken içimde bir korku belirirdi. Sanki biri dürtmüş gibi irkilirdim: Ya öğretmen olamazsam diye…

Yıllar içinde kariyer yolculuğum bana şunu öğretti: İnsan dikkatini nereye çevirirse, hayat orayı aydınlatıyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımda tekrar eden bir motif görüyorum. Sanki bütün yollar beni yavaş yavaş bugüne getirmiş. Mezunu olduğum koçluk akademisinde uzun yıllar çalışmanın bana kattıkları, özel gereksinimli bir çocuğun annesi olmanın öğrettikleri, biriktirdiğim tüm deneyimler ve yaşanmışlıklar… Her biri içimde ayrı bir iz bıraktı. Ve şimdi fark ediyorum ki, hepsi beni tam da bu noktaya hazırlamış.

Şimdi kendimi, zamanının geldiğini derinden hissettiğim bir yerde buluyorum. Bu kez kendi kanatlarımla uçuyorum. İçimdeki o eski heyecan hâlâ aynı yerde; ama artık ona daha fazla deneyim, daha fazla anlam, daha fazla iyi niyet ve duygusal sağlamlık eşlik ediyor.

Bir süre önce beni derinden etkileyen bir kitap okudum: Bahçıvan ve Ölüm. Yazar, babasının bu dünyadaki son günlerini, yas sürecini ve çocukluğunu anlatırken bahçıvanlık metaforu üzerinden bizi yaşamın ve sevginin evrensel anlamına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Okurken insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor. Kendi sahnesindeki rolünü, kim olduğunu ve neyi büyüttüğünü sorguluyor. Ve kendime kitapta yazan şu soruları sormaya başladım:

Ben neler yaptım?
Benim bahçem nerede?

Voltaire’in o sade ama güçlü sözünü de bu kitapta bir kez daha hatırladım: “Bahçemizi işlemeliyiz.” Ben bu bahçeyi hizmet çiçekleri ile bezedim.

Bu sayfa, biraz da o soruların peşinden yürürken ortaya çıktı. Eğer siz de kendi bahçenize daha yakından bakmak, içinizde büyüyenleri fark etmek ve belki de yeni tohumlar ekmek için bir alan arıyorsanız, sizi burada kalmaya ve birlikte düşünmeye davet ediyorum.

Benim Hikayem